fbpx

Anlatacak hikâyeleriniz olsun

Anlatacak hikâyeleriniz olsun

Kayınvalidemin Germencik Hıdırbeyli köyünde babadan kalma zeytin ağaçları vardır. Her yıl çıkan yağın bir kısmını kayınbabam Cemal Bilgi yıllık kullanım için eve getirir, onun getirdiği yağın bir kısmı da bizim payımıza düşerdi.
Kayınbabamın vefatından sonra iş başa düştü doğal olarak. Eşimle birlikte “Hadi” dedik, “Gidelim yağımızı alalım…”
Yeri öğrendik. Hıdırbeyli’de Hilmi Yıldırım Bey’in zeytinyağı fabrikasıymış.
Köye geldik. Fabrikayı bulduk. Hilmi Bey’i sorduk ama yerinde değilmiş. “Biz haber verelim, gelir” dediler. “Yeri neresi? Orada bekleyelim” dedik. Fabrikanın bahçe girişindeki sundurmanın altında, küçük bir odayı gösterdiler.
Babacan fabrika sahibi Hulusi Kentmen’in Türk filmlerindeki odasını düşünün… Hilmi Bey’in odası insanın içini ısıtan cinsten, öyle bir oda… Facit hesap makinesi, eski bir para kasası vesaire. Her yerde bakacak bir şeyler var. Tam benlik…
Ama Hilmi Bey’le tanışıp konuşmaya başladıktan sonra gördük ki, asıl hikâye duvarlarda asılı olanlardaymış.
Eski bir çerçevenin içinde bir diploma vardı. Hilmi Bey’in babası Cezmi Bey’in diplomasıymış. Biraz dikkatli baktım, Mekteb-i Sultani, yani Galatasaray Lisesi diploması. Düşünün, Aydın’ın Germencik ilçesinin Hıdırbeyli köyünde bir zeytinyağı fabrikasının duvarında Galatasaray Lisesi diploması… Bir yandan diplomaya bakarken diğer yandan Atatürk’ün Türk gençliğinin eğitimi için ortaya koyduğu vizyon ve emekler geçti aklımdan.
Diplomanın yan tarafındaki bir başka çerçevenin içinde de eski bir otomobilin yanında, askeri kıyafetli bir kişiye ait, çok eski bir fotoğraf vardı. Hilmi Yıldırım’ın dedesi şoför Hilmi Çavuş’un fotoğrafıymış. Hilmi Çavuş, Büyük Taarruz günlerinde zaman zaman Atatürk’ün şoförlüğünü yapmış.
Büyük bir hatıra
Hıfzı Topuz, 1952 yılında 1922’de işgalci Yunan ordusu komutanı olan General Trikopis’le yaptığı röportajda, Trikopis’in Türk ordusuna teslim olduğu ana ait anısını, “Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu… Bu sırada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek çemberi yarıp kaçmayı denedim. Olmadı; yakalandım. Beni yakalayanlar kim olduğumu anlamakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı, bunu aldılar” sözleriyle anlatmış. İşte o revolveri alıp karargâha teslim eden kişi, Hilmi Yıldırım Bey’in dedesi Hilmi Çavuş’muş. Hayatı boyunca gururla anlatmış bu anısını.
Ne büyük bir hatıra değil mi?
Hilmi Yıldırım da oğulları Cezmi ve Akay Yıldırım’la birlikte, ülkeye en büyük hizmetin, yaptığın işi iyi yapmaktan geçtiği düsturundan yola çıkarak 1926 yılından bu yana kuşaktan kuşağa ürettikleri zeytinyağlarıyla, dünya çapında büyük başarılara imza atıyor. Dünyanın en prestijli zeytinyağı kalite yarışmalarından sayısız altın ve gümüş madalyayla dönmüşler. Bu başarılarıyla onlar da torunlarına anlatacakları, kendi hikâyelerini yaratıyor.
Anlatacak hikâyeleriniz, dinleyecek insanlarınız olsun.

Bu gönderiyi paylaş